İnsanlar başkasına gösterdiği anlayışı kendine göstermiyor.
Hata yapınca kendini affetmeyen, yorulunca kendine kızan, durunca suçluluk hisseden çok insan var. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi. İş var, aile var, düzen var. Ama içeride sürekli bir sertlik hâkim.
Kendimize karşı bu acımasızlığın çoğu zaman farkında bile değiliz. “Daha iyisini yapabilirdim”, “yetmedi”, “başkaları yapıyor” cümleleri zihnimizde dolaşıp duruyor. Oysa aynı cümleleri sevdiğimiz birine kursak, dururuz. Ama kendimize gelince durmuyoruz.
Bu hâl bir günde oluşmadı. Sürekli hızlanmaya zorlandık, kıyaslanarak büyüdük, güçlü görünmenin erdem olduğuna inandık. Yorulmayı zayıflık, durmayı geri kalmak sandık. Böylece içimizde hiç dinlenmeyen bir baskı oluştu.
Aile içinde de bunun yansımalarını görüyoruz. Anne babalar yetemediğini düşünüyor, eşler daha fazlasını yapmak zorunda hissediyor, gençler henüz yolun başında tükenmiş hissediyor. Kimse yüksek sesle söylemese de çoğumuz kendimize karşı oldukça sertiz.
Oysa insan kendine sertleştikçe güçlenmiyor; sadece daha sessiz yoruluyor.
Belki de asıl sorun yeterince çabalamamamız değil, kendimizi bu kadar hırpalamaya ne zaman başladığımızı hiç sorgulamamamızdır.
Çünkü insan en çok kendine acımasız olduğunda, başkalarına iyi biri olmaya çalışır.
